Wednesday, June 6, 2012

İRAN'A SAVAŞ YOLUNDA DEVAM

Bu yazı, Global Researches sitesinde yer alan Finian Cunningham imzalı, THE IRAN WAR PATH HAS RESUMED: With Another ‘Colin Powell Moment’? adlı makalenin çevirisidir. 

İRAN'A SAVAŞ YOLUNDA DEVAM



Ana akım medya propaganda makinesi uçuk kaçık korku hikayeleri yaymaya başladığında, Batılı güçlerin saldırmaya heveslendiğini anlayabilirsiniz.

Son bayat şaka, İran'ın mini nükleer bombalarını test etmek için kullandığı iddia edilen nükleer patlama bölmelerini tasvir eden "bilgisayar çizimleri"ne dayanıyor. Çizimler Associated Press haber ajansınsa "özel" olarak, "İran'ın nükleer programını takip eden bir ülkede görev yapan ve bu çizimlerin böyle bir yapının varlığını ispat ettiğini söyleyen" isimsiz bir ajan tarafından verilmiş.

"İsimsiz kaynakların" kendi teyit edilemeyen iddialarını bu şekilde "ispat etmelerini" siz de takdir etmiyor musunuz?

Tahmin edeleceği üzere, AP'nin bu haberi o günden sonra bütün ve bir kısım Batı medyası tarafından işlendi.[1]

Patlama odası olduğu iddia edilen bölmenin sadece bilgisayar çizimleriyle kalınmıyor, bölmenin boyutları, tasarımı ve yapısıyla ilgili ayrıntılar da veriliyor.

Genel bir kural olarak, batı medyası ve isimsiz "diplomatlar" böyle tesislere dair "ayrıntılar" sunmak için gayrete geldiğinde, bu, halkı aslı şüpheli birtakım iddialara inandırmaya çalıştıklarının kesin işaretidir.

Bu tip bilgi-kirliliği gösterisinin ana şablonu, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın Şubat 2003'te BM Güvenlik Konseyi karşısında yaptığı sunumdur. Tam bir tiyatro olan o zamanki başarılı performansında, Colin Powell, Saddam Hüseyin'in yönettiği Irak'ta kitle imha silahları olduğunu teyit eden ses kayıtları ve uydu görüntüleri göstermişti. Bu, o zamanki İngiliz Başbakanı Tony Blair'in heyecanlı bir şekilde Irak'ın bu silahları "45 saniyede" ateşleyebilecek kapasiteye sahip olduğunu iddia ettiği gösteriydi.

Powell, gür bir tonla bütün dünyaya "Çalışma arkadaşlarım, bugün söylediğim her şey, kesin kaynaklarla desteklenmektedir. Bunlar iddia değil. Size burada gerçekleri ve kesin istihbaratlardan çıkarılan sonuçları gösteriyoruz." diye ilan etti.

Colin Powell'ın (Blair ve George W. Bush'la birlikte) bahsettiği sözde "kesin kaynaklar"ın hepsinin uydurma ve sahte olduğu sonradan anlaşıldı. Powell göstere göstere yalan söylemişti. Ama onun performansına dayanarak, ABD ve İngiltere, Irak'a, bir milyon hayata mal olan, ülkeyi süregiden bir şiddet, sefalet ve yıkıma, ve kansere yol açan uranyum kirlenmesine sürükleyen dokuz yıllık bir  savaş açtı.

İnanılmaz bir şekilde, savaş suçları işlemekten ve savaş suçlarına ortak olmaktan hiç utanmayan Batı hükümetleri ve medyası, aynı sinsi kitle imha silahları palavrasını İran için de sıkmaya devam ediyor.

Colin Powell'ın dünyanın gözü önünde yalan söylediği yüz kızartıcı günün üzerinden üç yıl geçemeden, New York Times, İran'da nükleer savaş başlıkları olduğuna dair bir haber yayınladı. İddia, ismi açıklanmayan Amerikalı istihbarat çalışanlarının, çalınan bir İran dizüstü bilgisayarından elde ettikleri resimlere dayanıyordu. Araştırmacı gazeteci Gareth Porter sonradan bu iddiaların gülünç bir uydurma olduğunu ortaya çıkardı; zira resimler aslında kullanılmayan Kuzey Kore füzelerine aitti.

İran'ın gizli nükleer patlama bölmesine dair "özel" haberlerin böyle bir savaş suçu sabıkası göz önünde bulundurularak değerlendirilmesi gerekir: Yine, her yerde karşımıza çıkan isimsiz kaynakların sağladığı bilgisayar çizimlerine dayanan bir haber. Böyle bir bilginin yayınlanmasının doğurabileceği vahim sonuçları düşünecek olursak, İran'ın ya da uluslararası sivil bir kurumun Batı ana akım medyasına, yasadışı savaş kışkırtıcılığından dolayı dava açması gerekir. 

İran aleyhindeki nükleer silah iddialarının, 23 Mayıs'ta Bağdat'ta yapılacak P5 + 1 görüşmelerinden birkaç gün öncesine denk gelmesine dikkat etmek gerekir. Batı medyasında, İran'ın yasal hakkı olan sivil nükleer enerji programından ödün vermemesi durumunda (ki çok düşük olasılıklı bir ödün), Batı güçlerinin ya da onun İsrail terör taşeronunun askeri seçeneğe başvuracağının tartışmaları yapılıyor. Bu bağlamda, ABD'nin ve onun kukla dikta monarşilerinin İran Körfezi'nde oluşturduğu askeri kuvvetler endişe yaratıyor.

Bu hafta, Suudi Arabistan ve diğer körfez ülkelerinin, İran'ı bölgesel tehdit olarak görerek daha yakın askeri işbirliği oluşturma girişimi, Amerika'nın olası bir saldırı öncesi mevzilerini güçlendirmesi olarak görülebilir.

Batı medyasının, İran'ın nükleer silahlanmasına dair yaydığı "deliller", Colin Powell olayının gölgesinde, çok daha uğursuz bir niyete işaret ediyor. 

Sunday, November 13, 2011

LİBYA'NIN SERVETİ YENİDEN DAĞITIM PROJESİ

Bu makale GlobalResearch.ca sitesinde yer alan Who Was Muammar Qaddafi? Libya's Wealth Redistribution Project adlı makalenin çevirisidir. Makalenin orjinalindeki Cynthia McKinney'e ait önsöz çeviriye dahil edilmemiştir. Makale aslında üç bölümlük bir dizinin son yazısıdır. Çeviri için site yönetiminden izin alınmıştır.

 

 

MUAMMER KADDAFİ KİMDİ?

LİBYA'NIN SERVETİ YENİDEN DAĞITIM PROJESİ

yazan:  Mahdi Darius Nazemroaya

Albay Muammer Kaddafi, dünyanın dört bir yanındaki pek çok farklı kişi için pek çok şeyi sembolize eder. İster sevin ister nefret edin, bu liderin yönetimi altındayken Libya, dünya üzerindeki en fakir ülkelerden birinden, Afrika'daki en yüksek yaşam standartlarına sahip ülkeye dönüştü. Profesör Henri Habib'in sözleriyle:

"Birleşmiş Milletler 24 Aralık 1951'de Libya'nın bağımsızlığını tanıdığında, Libya dünyanın en fakir ve geri kalmış ülkelerinden biriydi. O sıradaki nüfusu 1,5 milyondan fazla değildi. Halkın %90'dan fazlası cahildi ve hiçbir siyasi tecrübesi veya bilgisi yoktu. Hiç üniversitesi yoktu; ve bağımsızlığından sadece yedi yıl önce az sayıda lise açılmıştı. [1]"

Kaddafi'in birçok büyük planı vardı. Afrika ve Latin Amerika'yı korumak için Güney Atlantik Antlaşması  Organizasyonu'nu kurmak istiyordu. İslam ülkeleri için altın dinar standardını savunuyordu. Planlarının çoğu Pan-Afrikanizm içerikliydi. Buna, Birleşik Afrika Devletleri'nin kurulması da dahildi.

 Kaddafi'nin Pan-Afrikanizm Projeleri


Albay Muammer Kaddafi, Sahra Çölü'nü dönüştürmek ve çölleşmeyi tersine çevirmek düşündüğü muazzam projenin dahilinde, "İnsan Yapımı En Büyük Nehir"in inşasını başlattı. İnsan Yapımı Büyük Nehir, özel sulama projesiyle Afrika'nın başka yerlerindeki tarımı da desteklemeyi amaçlıyordu. Bu proje, NATO'nun askeri hedefi oldu. Herhangi bir sebep olmaksızın, NATO bombardımanları "İnsan Yapımı Büyük Nehir"i yıkmaya çalıştı.

Kaddafi ayrıca bağımsız pan-Afrikalı finans kurumlarını öngörmüştü. Libya Yatırım Makamı ve Libya Dış Bankası, bu kurumların kuruluşunda önemli roller üstendi. Kaddafi, Afrika'nın dış güçlere bağımlılığını azaltmak için, Libya Yatırım Makamı ve Libya Dış Bankası aracılığıyla Afrika'nın ilk uydu ağı olan Afrika Bölgesel Uydu İletişim Kurumu'nu (RASCOM) kurmaya çalıştı.  [2]

En büyük başarısı, Afrika Birleşik Devletleri olacaktı. Bu milletler üstü kuruluş, Afrika Yatırım Bankası, Afrika Para Fonu, ve Afrika Merkez Bankası ile tesis edilecekti. Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası, bu kurumlara düşmanca bakıyordu.

Kaddafi'nin Serveti Yeniden Dağıtma Projesi

Kaddafi'nin, Libya içinde serveti yeniden dağıtma projesi vardı.  ABD, ABD Kongresi'ne sunulan bir rapor dolayısıyla Kongre de bunu biliyordu. 18 Şubat 2011 tarihli bir raporda şöyle denmektedir:

"Mart 2008'de Albay Kaddafi, çoğu hükümet dairesini feshederek, devletin petrol gelirlerini vatandaşlara aylık olarak, vatandaşların şahsen, kooperatif kurarak ve yerel komiteler üzerinden alabileceği şekilde dağıtacağı bir Servet Dağıtım Programı kuracağını açıkladı. Ordu, dış ilişkiler, güvenlik ve petrol üretimi devletin sorumluğunda kalacak, diğer organlar lağvedilecekti. 2009 başında Libya Halk Kongresi bu konudaki çeşitli teklifleri değerlendirerek, uygulamanın ertelenmesi için oy verdi." [3]

Kaddafi, bütün Libya halkının ülkenin servetine doğrudan erişebilmesini istiyordu. Ayrıca, Libya devleti içinde iyice kökleşmiş olan yozlaşmanın da farkındaydı. İlerici adımlar atarak Libya'da bir siyasal anarşi modeline geçmek istemesinin sebeplerinden biri de buydu.

Öte yandan, ABD, AB ve Libya içindeki yozlaşmış yetkililer, yeni bir anarşist siyasi sistem öneren Serveti Yeniden Dağıtım Projesi'ni büyük bir tehdit olarak görüyordu. Reformlar, başarılı oldukları takdirde dünyanın pek çok yerindeki halk arasında huzursuzluk yaratabilirdi. Ülke içinde pek çok Libyalı yetkili bu projenin ertelenmesine uğraşıyordu. Kaddafi'yi ve projelerini durdurmak için dış güçlerin müdahalesini isteyecek kadar ileri gittiler.

Mahmut Cibril Neden Ulusal Geçiş Konseyi'ne Katıldı

Bu projeye şiddetle karşı çıkan ve korkuyla seyredenler arasında Mahmut Cibril de vardı. Cibril'e bulunduğu makam Saif El-Islam Kaddafi tarafından verilmişti. ABD ve AB'den gelen yoğun müdahale ve tavsiyeler sonrasında, Seyfülislam, Cibril'i, Libya pazarını açacak neo-liberal ekonomik reform dalgasını uygulaması için seçmişti.

Cibril, Libya Arap Cemahiriyesi'nde iki kurumun başına getirildi: Libya Ulusal Planlama Konseyi ve Libya İktisadi Kalkınma Kurulu. Libya İktisadi Kalkınma Kurulu normal bir bakanlıkken, Cibril'in Libya Ulusal Planlama Konseyi'ndeki görevi ona Libya Halk Komitesi Genel Sekreteri'nden (başbakanın mevkisine denk) daha üst bir mevki veriyordu. Cibril, Libya'da özelleştirme ve fakirliğin kapılarını açan aktörlerden biri oldu.

Libya'daki çatışmalar patlak vermeden altı ay kadar önce, Mahmut Cibril Bernard-Henri Levy'le Avustralya'da buluşarak Ulusal Geçiş Konseyi'ni kurmayı ve Albay Kaddafi'yi devirmeyi konuştu [4].  Kaddafi'nin Serveti Yeniden Dağıtma Projesi'ni "delilik" olarak tanımladı [5]. Cibril, halkın kendi kendini yönetemeyeceğine, bir ülkenin kaderini ve servetini her zaman için seçkin bir grubun kontrol etmesi gerektiğine inanıyordu. Cibril, Libya devletini küçültmek, kamu sektörünün büyük bir kısmını işten çıkartmak, buna karşılık hükümet düzenlemelerini artırmak istiyordu. Ayrıca sürekli, Singapur'un neo-liberal devletlere mükemmel bir örnek olduğunu söylüyordu. Sık sık ziyaret ettiği Singapur'a gittiğinde büyük ihtimalle Bernard-Henri Levy'yle görüşüyordu.

Bingazi'de sorunlar çıktığında Mahmut Cibril derhal Mısır, Kahire'ye gitti.  Meslektaşlarına, kısa süre içinde Trablusgarp'a döneceğini söylüyordu; ama dönmeye hiç niyeti yoktu. Aslında, Kahire'ye, Suriye Ulusal Konseyi üyeleriyle ve Levy'yle buluşmaya gitmişti. Ulusal Geçiş Konseyi'nin, Suriye Ulusal Konseyi'ni Suriye'nin yasal hükümeti olarak kabul etmesinin sebeplerinden biri de budur.

Ölülere Acımayın, Yaşayanlara Acıyın

Muammer Kaddafi öldü.

Memleketi Sirte'de öldürüldü.

Son ana kadar, söylediği gibi savaşmaya devam etti.

Onu mahkemeye çıkaracağına yemin eden Ulusal Geçiş Konseyi, onu öldürttü.

Kendisini döven, arkadan tecavüz eden, alay eden ve en sonunda öldüren adamlara bile, İslam'ın tutsaklara nasıl davranılacağına ilişkin emirlerine uymadıklarını hatırlattı. NATO tüm bu olayda merkezi bir rol üstlendi ve her şeyi gözledi.

Cinayet sistematikti; çünkü Kaddafi'nin ardından oğlu ve çok sayıda diğer Libya liderleri de öldürüldü.

Albay Kadaafi'nin öldürülmesi Libta için tarihi bir dönüm noktasıdır. Libya'da bir çağ bitti, yeni bir çağ başlıyor.

Libya, Ulusal Geçiş Konseyi'nin söylediği gibi yeni bir cennet olmayacak. Pek çok açıdan, hayatta kalanlar, Mahmut Cibril, Ali Tarhuni ve Süleyman Boçügür gibi adamlar yüzünden ölenlere gıpta edecek.

Mahmut Cibril sadece bir fırsatçıdır. Merhum Kaddafi'nin hükümetinde görev almaktan gocunmamıştı. İnsan hakları ya da demokrasi eksikliği gibi sebeplerden dolayı hiç şikayet etmedi. Albay Kaddafi'nin vahşice öldürülmesinden birkaç gün öncesine kadar Ulusal Geçiş Konseyi'nin başbakanıydı. Cibril'in, Kaddafi'ye karşı komplo kurup Geçiş Konseyi'nin oluşturulmasına yardım etmesinin sebeplerinin başında, Kaddafi'nin Serveti Yeniden Dağıtım Projesine karşı muhalefeti ve seçkinci yaklaşımı geliyordu.

Bu eski rejim yetkilisi, İran Körfezi'ndeki Arap diktatörleri açıkça desteklediği halde, halkının gerçek bir temsilcisi olabilir mi? Peki ya, daha Geçiş Konseyi'nde henüz yönetimle ilgili bir göreve bile gelmeden önce NATO üyesi ülkelerle petrol anlaşmaları yapan meslektaşları?

---------------------------------------

Bu makalenin yazarı Mahdi Darius Nazemroaya, sosyolog ve Montreal'daki Küreselleşme Araştırmaları Merkezi'nde (CRG) araştırmacıdır. Uzmanlık alanı Orta Doğu ve Orta Asya'dır. ABD'de çeşitli kanallarda yayınlanan Flashpoints programının özel muhabiri olarak iki aydan uzun süre Libya'da bulunmuştur. Şu anda Berkeley, Kaliforniya'da bulunan Nazemroaya, bu makaleleri, Cumartesi günleri Los Angeles, Kaliforniya'dan yayın yapan KPFK istasyonunda yayınlanan, Cynthia McKinney'in hazırladığı tartışma programına paralel olarak yayınlamaktadır.

---------------------------------------
Notlar:

[1] Henri Pierre Habib, Politics and Government of Revolutionary Libya (Montmagny, Québec: Le Cercle de Livre de France Ltée, 1975), sf.1.

[2] Afrika Bölgesel Uydu İletişim Kurumu, "Pan Afrika Uydusu'nun Fırlatılması,"26 Temmuz 2010: <http://www.rascom.org/info_detail2.php?langue_id=2&info_id=120&id_sr=0&id_r=32&id_gr=3>

[3] Christopher M. Blanchard and James Zanotti, “Libya: Background and U.S. Relations,” Congressional Research Service, 18 Şubat, 2011, sf.22.

[4] Mahmut Cibril'in çalışma arkadaşlarıyla Libya'da ve Libya dışında yapılan özel görüşmeler.

[5] Libya Arap Cemahiriyesi İktisadi Kalkınma Kurulu'nun özel belgeleri.


Tuesday, August 16, 2011

İNGİLTERE'DEKİ İSYANLAR: EŞKİYALIK, YAĞMA, KANUNSUZLUK... HAKİM SINIFIN YAPTIĞI


Bu yazı, Global Research sitesinde yer alan, Finian Cunningham imzalı  Britain’s Riots: Thuggery, Looting, Lawlessness… By the Ruling Class adlı makalenin çevirisidir. Çeviri için site yönetiminden izin alınmıştır. 



Başkent Londra da dahil olmak üzere, İngiltere'nin çeşitli şehirlerinde baş gösteren kundaklama, isyan ve yağma yangınının ardından, polisin büyük çaplı bir seferberlik ilan etmesiyle birlikte düzen yeniden tesis edilir gibi oldu.

Şimdi sıra, bu kargaşaya katılan insanların izinin sürülmesine ve dava edilmesine geldi. Muhafazakar Başbakan, İngiliz toplumunda zarar ve tahribata yol açanlara karşı yürütülen "karşı saldırının" liderliğini yapıyor.

Olaylar, bütün siyasi parti ileri gelenlerini, polisi ve ana akım medyayı bariz şekilde şoke etti. Ama asıl, sokaktaki kargaşa ve şiddet için yapılan dar görüşlü ve inanılmaz derecede bayağı açıklamaların şoke edici olması gerekir.

Rahat televizyon stüdyolarındaki uzmanlar, ahlaksızlık, suç, yetersiz aileler, çete kültürü gibi konularda boş boş ahkam keserken, tabir-i caizse arka planda, bu toplumsal çözülmenin sebepleri, açık bir şekilde ekranda uçuşup duruyor. Ancak, bu baskın işaretler, uzmanlar ve aynı kafadaki politikacıların zihin radarından kaçıyor.

Kapitalist ekonomik sistemin dünya çapında eridiği gerçeği, ana akım medyada yer almıyor bile. İşçi, Muhafazakar ya da Liberal olsun, ana akım siyasi partilerin hızlandırdığı ve yaltaklandığı, bütün İngiltere'de sosyal yıkımlara yol açarken şirket ve finans sektörü ileri gelenlerinin ekonomik kaynakları talan ettiği bir sistem bu. Bu yasallaşmış yağma sistemi on yıllardır süregidiyor; ama hiç şüphesiz, telaşlı ve dinamik atılımı, Cameron'ın muhafazakar selefi Margaret Thatcher tarafından 1980'li yıllarda gerçekleşti. İşçi Partisi'nden Tony Blair ve Gordon Brown da aynı dinamiğin tedarikçisiydi sadece.

Bugünkü İngiltere'ye baktığımızda, Kar Marx'ın ne kadar haklı olduğunu görüyoruz: "Servetin bir sosyal kutupta birikmesi, diğer kutupta sefalet ve aşırı çalışmanın biriktiğine işaret eder." Bu, günümüz İngiltere'sindeki, Amerika'daki ve Avrupa'daki kapitalizmin karakteristik özelliğidir.

Bütün diğer problemler, sorun kaynağı olarak ancak ikinci plandadır. Suç, ırkçı polis, düzensizlik, düzeni koruyacak polis bütçesinin olmaması (ne kadar ironik), yabancılaşma ve kendi kendini yok etme, ve hukuksuz savaşlara para bulmak için bütün kaynakların seferber edilmesi de dahil tüm diğer illetler - günümüzdeki sorunların büyük çoğunluğu, işlevini kaybetmiş kapitalist ekonominin kökünden çıkmaktadır.

Perşembe günü Avam Kamarası'nda konuşan Başbakan Cameron'ın, İngiltere'nin dört bir yanında patlak veren huzursuzluğa getirdiği "açıklama", kendi toplumundaki bu arızada üzerine düşen sorumluluğu anlamaktan ne kadar aciz olduğunu gösteriyor. Bütün suçu "saf ve basit haydut zihniyetine", "hastalık yuvalarına" ve "bireysel ahlak ve sorumluluktan yoksun olmaya" bağlıyor.

Bu görüş, İngiltere'deki bütün siyasi parti kurumlarında ve medyada geniş yankı buldu.

Cameron'ın o kadar kınadığı yağma, hırsızlık ve kanunsuzluk, hükümetin ve ekonominin üst kademelerinde çok büyük ölçekte meydana gelenlerin, İngiliz toplumunun sokak seviyesindeki yansıması sadece.

İnce çizgili takım elbiselerine ve güzel aksanlarına rağmen, dürüstsek eğer, ekonomik ve finansal kaynakların on yıllardır, İşçi ve Muhafazakar hükümetlerin yardımıyla şirketlerin ileri gelenleri tarafından yağmalandığını ve çalındığını görmeliyiz. İşçi Partisi'nden Başbakan Gordon Brown'ın, yozlaşmış bankalar için başlattığı ve şimdi de Cameron denetiminde devam eden, büyük çoğunluğu tasarruf programı adı altında yapılan sosyal kesintilerle karşılanan mali yardım, zaten fazlasıyla servet sahibi olan hakim sınıfı daha da şişirmek maksadıyla çoğunluğun resmi yoldan soyulmasının bir başka dışavurumudur sadece.

Cameron ve onun süslü aksanlı çetesi, İngiliz bankacılık sistemi adı verilen kriminal teşebbüse ödeme yapmak için, kamu harcamalarında 150 milyar dolarlık kesinti yapmanın peşine düştü. Böylesine bir haraca, Londra'nın doğu yakasındaki bir sokak çetesi ancak hayranlıkla bakar. Böyle bir şeye ancak, benzemeye çalışır.

Elit kesimin yaptığı yağmaya ek olarak, İngiliz hükümetlerinin, diğer suçlu hükümetlerle birlikte tam bir kanunsuzluk içinde (Nuremberg savaş suçları standardı) Afganistan'da, Irak'ta, ve şimdi de Libya'da bir milyondan fazla sivilin ölümüne sebep olan savaşlar başlattığını görüyoruz. Bu toplu katliamlar ve yıkım karşısında bireysel sorumluluk nerede, Bay Cameron?

Bu sosyal çözülme ve ölü sevicilik, çoğunluk pahasına elitleri daha da zenginleştiren bir ekonomik sistem olan kapitalizmin çöküşünün belirtisidir. Siyasi gücü, demokratik mesuliyetin çok ötesinde, diğer sakatlıkların yanı sıra, savaş ve küresel yağmayı küstahça ve toplumun çoğunluğunun rızası olmaksızın sürdürecek şekilde kutuplaştırmaktadır.

Yani Cameron ve siyasi dostları hastalık yuvalarından, yağmalardan, haydut zihniyetten, kanunsuzluktan ve "davranışların sonuçlarından" dem vururken, kelimeleri ve uyarıları son derece ironik ve cahilcedir.

Zira, farkında bile olmadan, kapitalizmin kendi suretinden yarattığı toplumu ve dünyayı tarif etmektedir. Cameron'ın zihnindeki doktrinler ve siyaset müessesesinin tamamı, kıvılcımlardan yangını görmesine engel olmaktadır. Cameron ve onun İşçi Partili selefleri, batılı diğer ülkelerle birlikte, kapitalist kleproktasiye yardım ederek, hem ülke içinde hem de yurtdışında bu yangını benzinle beslemektedir.  

Ana akım politikacılar ve medya, İngiltere'nin alması gereken dersin altını çizmek bir kenara, anlamayacak bile. Aynı şey, ABD ve diğer batılı ülkeler için de söylenebilir. ABD Eski Başkanı Clinton'dan bir alıntı yapmak gerekirse: "Bu kapitalist ekonomi, aptal."